İlişkilerde Kişisel Alan

İlişkilerde Kişisel Alan

Terappin | Online Psikolog

Terappin Blog
21.06.2021 tarihinde oluşturdu.

Romantik ilişkilerde yakınlık ve uzaklık gerçek anlamda tarafları nasıl hissettirir? Birey ilişkide ne kadar duygusal yakınlık yaşıyorsa, birlikte zaman geçiriyorlarsa ve ne sıklıkta paylaşım da bulunuyorlarsa yakınlığın arttığı durumlarda daha sık yaşanıyor. Bireyler çok fazla paylaşımda bulunmadığında, genellikle iş hayatına odaklı olduklarında, kısıtlı görüşmeler yaptıklarında bu durum ise romantik uzaklık olarak değerlendiriliyor.

- Romantik ilişkilerde yakınlık ve uzaklık -gerçek anlamda- tarafları nasıl hissettirir?

Birey ilişkide ne kadar duygusal yakınlık yaşıyorsa, birlikte zaman geçiriyorlarsa ve ne sıklıkta paylaşım da bulunuyorlarsa yakınlığın arttığı durumlarda daha sık yaşanıyor. Bireyler çok fazla paylaşımda bulunmadığında, genellikle iş hayatına odaklı olduklarında, kısıtlı görüşmeler yaptıklarında bu durum ise romantik uzaklık olarak değerlendiriliyor. Örneğin, taraflardan birinin arkadaşlarıyla zaman geçirmesi ,sosyal etkinlikte bulunması açısından önemli detaylardır. Fakat taraflar bu özelliklerini baskılayıp, bireysellik alanı tanımadıklarında daha zorlanıyorlar.

 

- Romantik ilişkilerde kişisel alan kavramı -genellikle- çiftler tarafından nasıl algılanıyor? Bununla ilgili ideal olarak kabul gören bilimsel bir gerçek var mı?

Genellikle çiftler kişisel alan kavramının olması gerektiği görüşündedir fakat uygulama konusunda problemler ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi ise ortak görüşü sağlayamamalarıdır. Çiftlerden biri kişisel alana olumlu ve ihtiyaç dahilinde değerlendirdiğinde diğeri bu düşünceye karşıt gelebiliyor bu durumda iletişim kurmakta güçlük çekmeye başlıyorlar. Halbuki kişisel alan kavramı olan çiftlerin ilişkisi olumlu yönde etkilenecek ve bireysel sosyalleşme etkileşimlerini arttırmalarına sebep olacaktır. Araştırmalara göre, kişisel alanı olmayan ya da bu alanı istediği gibi kullanamayan insanların, endişe, kırgınlık, kaygı, öfke, kızgınlık, saldırganlık duygularından kaynaklanan şiddet içeren davranışlara, eylemlere yatkın olduğunu göstermiştir. Kişisel alan, kişinin bedensel, ruhsal, toplumsal ihtiyacıdır. Mutlu çiftler incelendiğinde, çiftlerin birbirlerine ihtiyaçlarını sık sık dile getirdiklerini ve birbirlerine kendilerini iyi hissettirecek davranış ve sözlerde bulunduğunu görüyoruz. 

- Çiftlerin kişisel alanlarına sahip olmadığı ilişkilerde ne gibi sorunlar yaşıyoruz? Pandemi koşullarında birbirine fazlasıyla maruz kalmış çiftlerin eski normale oranla nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ya da geçirmek üzere olduğunu merak ediyoruz. Bu gibi durumların sonucunda muhtemel olarak neler yaşanabilir?

İlişkide çiftler birbirlerini bir birey olarak kabul etmeli ve her birinin kişisel alanlarının olması sağlıklı bir ilişkinin temelini oluşturur.. Kişisel alanın olmadığı ilişkiler de ise fazla iç içe geçmişlik olduğu için tahammül seviyeleri azalabilmektedir. Pandemi sürecinde genel olarak yoğun kaygı ve stres duyuyoruz. Bu süreçte birbirine maruz kalan çiftlerin duygu ve düşüncelerini aktarma da sıkıntı çekmesi muhtemel. Stresli, öfkeli veya kaygılı hissettiğimiz zamanlarda bunu ilk yansıtacağımız kişi, partnerimiz oluyor. Bu durumda da ilişkiler de iletişimin zayıfladığı görülüyor. Hatta bu durumun devam etmesi sonucunda çiftler birbirleriyle iletişim kurmaktan vazgeçiyorlar. Biliyorsunuz ki pandemi sürecinde Çin’de boşanma davalarının arttığına şahit olduk. Bu durumda tahammül seviyesinin çiftler arasında ne kadar azaldığının bir göstergesidir.  

- Çiftlerin fazlasıyla kişisel alanına özen gösterdiği hatta kendi güvenli alanlarından görece daha az çıktığı durumlarda ne gibi sorunlar yaşıyoruz? Pandemi koşullarında tamamen kendine odaklanan ve nispeten birbirinden uzak duran yani zamanını uzakta geçiren partnerler ne gibi sorunlar yaşayabilir?

Çiftlerin kendi kişisel alanlarının dışına çıkmaması durumunda ise ilişkileri uzak mesafe ilişkisi deneyimine dönüşüyor. Bunun sonucunda çiftlerde endişe duygusu artıyor çünkü paylaşımlar azaldıkça sorunlar artıyor. Önemli olan kişisel alanlar dışında iletişim becerisini sağlayabilmek ve çiftlerin duygu durumundan bahsedebilmesidir. Pandemi koşullarından dolayı ,özellikle hiç uzaktan ilişki yürütmeyen bireylerde kaygı oranında artış gözlemlenmiştir. 

- Son iki soruya ek: Bu iki durumun olumlu yanlarından bahsetmek mümkün mü? Birbiriyle sürekli yakın temasta bir çift veya birbiriyle görece daha uzak bir şekilde, daha az temas ve daha çok kişisel alanda ilişkilerini sürdüren partnerler bu durumdan ne gibi bir fayda elde edebilir?

Elbette mümkün, mesafeli ya da mesafesiz ilişkilerde  sağlıklı iletişim kuran, paylaşımlara devam eden ilişkilerde daha az olumsuz etkilenme görülmektedir. Bu süreçte birlikte vakit geçirmek, karşılıklı güven duygusundan beslenmek isteyen bir çok çift ilişkisinde olumlu anılar biriktirmiştir. Çiftlerin bu süreci farklı bakış açısıyla değerlendirmeleri de ilişkilerinde daha kuvvetli bağ kurmalarına neden olmuştur. 

- Sınırlar insan ilişkilerinde ve özellikle romantik ilişkilerde nasıl bir öneme sahip?

Sınır belirleyebilmek, insanların size nasıl davranması gerektiğini, olaylara karşı tutum ve davranışlarını belirleyebilmelerini ve duygusal olarak suistimal edilmelerini engeller. Unutmayın iletişim kurduğunuz her bir bireyden saygı beklenilmesi sağlıklı bir davranıştır. Bu yüzden sınır koyma davranışını, hayır diyebilmekle değerlendirebiliriz. Bir çok insanın da sorun haline getirdiği ‘hayır’ diyememek, ilişkilerde benliğin zedelenmesine ve kişinin fiziken ve ruhen yıpranmasına sebep olur.  Bireylerin, kendi ihtiyaçlarını, beklentilerini belirleyip sınırlar koyması romantik ilişki de etkin bir rol oynar. Örneğin, cinsel ilişki yaşayan çiftler birbirlerinin yanında sınırsız davranışlar sergilemelerini gerektirmiyor. Öz bakımınızı, partnerinizin yanında gerçekleştirmenize gerek yok çünkü buna yakınlık diyemeyiz. Bu bir sınır ihlalidir ve bu gibi kendinizi koruma davranışları ihlal edildiğinde bunu rahatlıkla partnerinize paylaşmalısınız. Sınırlar korunduğunda ise romantik ilişkiniz daha tutkulu bir şekilde olacaktır. Aynı şekilde insan ilişkilerine de bir örnek vermem gerekirse, arkadaşınız sizden izinsiz mesajlarınızı okuyorsa bu duruma karşı rahatsızlığınızı açık bir dille söylemelisiniz. 

Sınırlarımızı koruyabildiğinizde ilişkilerinizin pozitif yönde ilerleyeceğini fark edeceksiniz.

- Kişisel alan kavramı romantik ilişkilerde nasıl bir öneme sahip? Olması ve olmaması durumunda psikolojimiz üzerinde nasıl bir etki ve sonuç ortaya çıkması mümkün?

Kişisel alan, kişiden kişiye göre değişim gösterir. Kişilerin ilişki içerinde birbirlerine ayrıca sundukları özgürlük alanına kişisel alan denir.

Kişisel alan kavramı oluştuğunda birey kendini daha özgüvenli hisseder. Bu özgüven sayesinde öz saygısı da gelişir ve bunun sonucunda birey partneriyle olan ilişkisinde daha verimli paylaşımlar yaparak sağlıklı bir iletişim kurma yolunda ilerler. Bu da psikolojik açıdan çiftlerin her birinin duygu durumunun dengeli bir şekilde ilerlemesine katkı sağlar. Fakat kişisel alan kavramı olmaması durumunda ise, bireyler sosyal izolasyon, yalnızlık duygusu, bağımlı kişilik bozukluğu, terk edilme ve kaybetme korkusu gibi durumları yaşayabilir.

- Kişisel alanlar, ortak zamanlar ve sınırlar bir arada düşünüldüğünde partnerleri birbirine bağlayan unsur ne olabilir? Uyum, aşk, şehvet vs. gibi unsurlardan bahsetmek mümkün mü?

Elbette mümkündür, partnerleri birbirlerine bağlayan unsurların başında Steinberg tarafından geliştirilen aşk üçgeni kavramından söz edebiliriz. Bu aşk üçgeni; bağlılık, tutku ve yakınlık olarak belirlenmiştir. Yakınlık tanımını yapacak olursak; ihtiyacı olduğunda diğerinin yanında olabilme, sahip olduklarını paylaşma, empati gösterebilme, dürüstçe iletişim kurma ve diğerinin mutluluğunu isteme diyebiliriz. Tutku ise romantizm, cinsel ilişki, fiziksel çekicilik, bağlılık, bakım ve diğeri ile olma arzusu olarak tanımlanır. Çiftlerden her ikisi de bağlılığa eşit derecede önem verdiğinde ise bu aşk üçgeni tamamlanmaktadır.

- ‘Mükemmel’ kavramı her ne kadar göreceli ve değişkenlik gösteren bir durum olsa da -alanlar, sınırlar ve ortak zamanları düşünerek- ideal ve dengeli bir ilişkiyi kurmak adına nasıl bir yol izlemeliyiz? Dikkat etmemiz gereken, düşünce tarzı, yaklaşım veya belki de doğru sorular gibi bir yöntem var mıdır?
 

İdeal ve dengeli bir ilişki tanımını yapmam gerekirse yakınlık + tutku+ bağlılık unsurları bulunduğunda ‘mükemmel’ aşk kavramı ortaya çıkar. İdeal ilişkiyi kurmak adına;

  1. İyi olanı görmek; çiftler hem kendinde hem de diğerinde iyi olan şeyleri görebilmeli ve ifade etmeye teşvik edebilmelidir. Örneğin, ‘’seninle birlikte olmayı seviyorum’’ cümlesi çiftler arasındaki ilişkiyi pekiştirir.
  2. Önemsemek; tutarlı bir şekilde diğerinin mutluluğu, huzuru, ihtiyaçları ve duyguları ile ilgilenmek.
  3. Koruyuculuk; gerektiğinde diğerinin tarafını tutma ve bakış açısıyla değerlendirebilme anlamına gelir. Buna da empati kurma diyebiliriz.
  4. Zevk almak; çiftlerden biri kendisi için bir şey yaptığında veya mutlu olduğunda bunu paylaşmalı. Onaylanma ve sevilme ihtiyacı için çaba gösterilmesi yerine sağlıklı bir tutum geliştirilmeli.
  5. Sorumluluk; ilişkilerde sorunlar baş gösterdiğinde sorumluluğu karşı tarafa yükleme eğilimi ortaya çıkar. Çiftlerden her biri kendi ile ilgili işe yaramayan tutumları hakkında iç görü geliştirmeli, bunu ifade edebilmeli ve sorumluluğunu almalı.

 

İlişkilerde bireyler başarılarını ve güzel anılarını kolaylıkla paylaşır. Peki kırıldığımız, incindiğimiz anıları ne kadar kolay paylaşabiliyoruz? İncinme duygusu genellikle ‘öfke savunması’ ile kendini gösterir ve diğerine karşı gizlemeye meyillidir. Burada önemli olan yol çiftlerin rahatlıkla olumlu veya olumsuz duygularını konuşabilmeleridir. Dikkat etmemiz gereken diğer bir husus ise ‘ben’ dili kullanabilmektir. Etkili iletişim kurmada zamanın büyük bir önemi vardır. İletişim için konuşmaları zamana sıkıştırmamalı, iletişim için zaman yaratılmalıdır. 

- Pandemi döneminde romantik ilişkilere odaklanmak isteriz. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı değerlendirmenizi rica edersek, böylesi bir olağanüstü dönemde (son 1 yılda) ilişkilere bakış açımızı değiştirdik mi? Bakış açımız nasıl değişti?

Genel olarak pandemi sürecinde yoğun kaygı ve stres durumlarıyla baş etmeye çalışıyoruz. Elbette bu durum kişiden kişiye değişim göstermektedir fakat ilişkisi olmayan bireyler için genel olarak bir ‘yalnızlık’ duygusunu tetiklediğini biliyoruz ve bu durumda kadın ve erkeklerin ilişkiye karşı bakış açıları olumlu yönde etkilendi. Yani evlilik yolunda hızlanarak ilerleyen çiftler de oldu.  Pandemi sürecinde araştırmalara göre, ruh sağlığı/duygusal sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu bildiren kadın sayısı, erkek sayısından fazladır. Ne yazık ki ilişkiye bakış açısı olarak değerlendirdiğimiz de kadın, erkek olarak ayırt etmemiz pek mümkün değildir. Ortak olarak değişen bakış açısı, sorumlulukların artmasıyla, sosyalleşmenin kısıtlanmasıyla, ev ve iş problemleriyle baş edememekten ötürü değişim göstermiştir. 

- Ek olarak, pandemi döneminde her iki cinsiyetin olayları (dünya, gelecek, aşk ve gündem gibi) yorumlamasında herhangi bir farklılık söz konusu olabilir mi?

Tabii olabilir… Pandemi süreci toplumsal bir süreç olduğu için her iki cinsiyette de gelecek kaygısı oluşturmaktadır. Çalışan kadın ve erkeklerin ekonomik anlamda stres altında kaldıklarını gözlemliyoruz. Bu durumla baş edemediklerini düşündüklerinde gündelik hayatında da işlevsellikleri bozulabiliyor. İşsizliğin arttığı ve ekonomik sıkıntıların yaşandığı evlerde, kadın-erkek arasında ev içi iş yükünün kadınların aleyhine arttığı belirlenmiştir. Pandemi de kadınların şiddete maruz kaldıklarını sık sık haberlerde görüyoruz. Bu da kadınların ilişkilere ,aşka bakış açısını olumsuz yönde etkiliyor. Erkekler ise iş ve ekonomik anlamda yaşadığı problemlerden ötürü bu stresi ilişkilerine yansıtmaktadırlar. Öte yandan iki cinsiyetinde beden ve ruh sağlığı açısından etkilendiğini gözlemleyebiliriz. Bu süreçte insanların kaygı, korku ve diğer psikolojik hastalıklar için terapiye olan isteklerinde artış olduğu görülmüştür.  Tüm bu olumsuz olaylara rağmen toplum olarak bir çok konuda (ruh ve beden sağlığı, ilişki, dünya) bilinçlendiğimizi ve farkındalık yarattığını düşünüyorum. 

 

Feyza Cebeci

Uzm. Klinik Psikolog




200'den fazla uzman psikolog arasından sana en uygun psikolog ile istediğin yerden 7-24 online terapiye başlamak için hemen uygulamayı indir!