Stockholm Sendromu Nedir, Belirtileri Nedir? | Celladına Aşık Olmak

Stockholm Sendromu Nedir, Belirtileri Nedir? | Celladına Aşık Olmak

Terappin | Online Psikolog

Terappin Blog
23.09.2022 tarihinde oluşturdu.

Stockholm sendromu hikâyesini daha önce duymuş muydunuz? İsmini 1973’te İsveç’in başkenti olan Stockholm’da yaşanan bir banka soygunundan almaktadır. 1973'te şartlı tahliye edilen bir hükümlü olan Jan-Erik Olsson, başarısız bir banka soygunu sırasında İsveç'in Stockholm kentindeki en büyük bankalardan biri olan Kreditbanken'in dört çalışanını (üç kadın ve bir erkek) rehin aldı. Rehineler serbest bırakıldıklarında, hiçbiri mahkemede rehin alanlara karşı tanıklık etmeyecekti; bunun yerine onların savunmaları için para toplamaya başladılar. Hatta rehin alınan kadınlardan bir tanesi nişanlısını terk etmiş ve bir ilişkiye başlamak için soygunculardan birinin hapisten çıkmasını beklemiştir.

Stockholm Sendromu Nedir, Belirtileri Nedir?

Stockholm sendromu 70’li yıllardan beri hayatımızda.

Günlük hayatta çok fazla duyduğumuz bu konun detaylarına birlikte göz atalım.

Stockholm Sendromu Nedir?

Esir edilmeye karşı verilen psikolojik bir tepkidir. Bu durumu yaşayan kişiler kendilerini tutsak eden kişiye karşı sempati duyar ve onlarla bağ kurmaya başlarlar. Yani istismarcı ve istismara uğrayan kişi arasında kurulan travmatik bağdır. Esir alınan kişi onu kurtarmaya çalışan diğer kimselere karşı da olumsuz duygular geliştirebilir. Pek çok uzman, bunun bir başa çıkma mekanizması olduğunu söylüyor.

Buna bağlı gelişebilecek psikolojik durumlar ise travma bağı, öğrenilmiş çaresizlik ve hırpalanmış kişi sendromudur.

Tarihçesi

Stockholm sendromu hikâyesini daha önce duymuş muydunuz?

Belki bir filmde, dizide ya da bir kitapta denk gelmiş olabilirsiniz. Bilenler için ufak bir hatırlatma, bilmeyenler içinse güzel bir bilgi paylaşımı yapalım.

İsmini 1973’te İsveç’in başkenti olan Stockholm’da yaşanan bir banka soygunundan almaktadır.

1973'te şartlı tahliye edilen bir hükümlü olan Jan-Erik Olsson, başarısız bir banka soygunu sırasında İsveç'in Stockholm kentindeki en büyük bankalardan biri olan Kreditbanken'in dört çalışanını (üç kadın ve bir erkek) rehin aldı. Kendisine yardımcı olması için arkadaşı Clark Olofsson'un hapishaneden serbest bırakılmasını talep etti. Rehineleri altı gün boyunca (23-28 Ağustos) bankanın kasalarından birinde tuttular. Rehineler serbest bırakıldıklarında, hiçbiri mahkemede rehin alanlara karşı tanıklık etmeyecekti; bunun yerine onların savunmaları için para toplamaya başladılar. Hatta rehin alınan kadınlardan bir tanesi nişanlısını terk etmiş ve bir ilişkiye başlamak için soygunculardan birinin hapisten çıkmasını beklemiştir.

Stockholm polisleri İsveçli bir kriminolog ve psikiyatrist olan Nils Bejerot’dan durumu analiz etmek için yardım istemişlerdir. Bejerot rehinelerinin beynin yıkandığını belirtti ve bu duruma soygun girişiminin gerçekleştiği Norrmalmstorg Meydanı'nın adını verdi fakat İsveç dışında Stockholm sendromu olarak tanındı.

Belirtileri Nelerdir?

Bu durumun kurbanlarında en sık görülen davranışlar şunlardır:

  • Tutsaklara veya istismarcılara karşı olumlu duygular
  • Kendilerini tutsak edenlerin inançlarına ve davranışlarına sempati duyma
  • Polise veya diğer otorite figürlerine karşı olumsuz duygular besleme
  • Travma sonrası stres bozukluğu
  • Flashbacks
  • Güvensiz, sinirli, gergin veya endişeli hissetmek
  • Daha önce zevk aldığınız şeylerin tadını çıkaramamak veya rahatlayamamak
  • Odaklanmada zorluk yaşamak

Gelişim Süreci: Nasıl Başlar?

Rehin alan kişi ve rehine arasındaki bu anlaşılması zor bağın temeli, rehinenin duyduğu minnettarlık, sempati ve bunlara bağlı gelişen sadakattir. Dahası birçok psikolog bunun bir çeşit hayatta kalma güdüsü olduğunu söyler.

Esir alınma hali sadece fiziksel olarak değil duygusal ve ruhsal olarak da gerçekleşir.

Kaçırılma mağdurlarına insanca davranıldığında veya yaşamalarına izin verildiğinde, genellikle minnettarlık duyarlar ve kendilerini kaçıranların gerçekten iyi insanlar olduklarına inanarak olumlu nitelikler atfederler. Bu, kurbanların kendilerine bahşedilen iyi davranışların “kırıntıları” için kötü davranışları “bekledikleri” ve yadırgamadıkları bir travma bağı biçimidir.

Empati ve sempatiyi kapsayan bu süreç ilk etapta korku anı gibi görülse de taraflar arasındaki özdeşleşme halidir.  Rehine, rehin alan kişiyi anlamaya başladığı için ondan korkmaz ve karşı taraf anlaşıldığını hissettiği için ona zarar vermez. Tam da bu noktada sendrom gelişmeye başlar.

Travmatik Bağlanma

Travmatik bağlanma kişi ruhsal, fiziksel ve duygusal bir istismara maruz kalsa bile ona bunu yapan kişiye karşı duyduğu bağlılıktır.

Bu tür bir bağlanma utanç, sömürü ve tehlike gibi bir travma anında ortaya çıkar. Kişi kendini güvende hissetmek için yaşananlara ses çıkarmaz ve “normal” olarak gördüğü ilişkiye devam eder. Dahası kendisine yapılanları örtbas edip açıklamaya çalışır.

İstismar eden kişi yaptıklarından pişmanlık duyup özür dileyebilir, jestler yapabilir. Bazen de pişmanlıktan değil karşısındakini kaybetmemek için yaptığı bir eylem olabilir. İstismar edilen kişi onun iyi niyetli olduğunu, hatasını anladığını düşünür ve iletişim devam eder. Ancak bu bir döngü haline geldiğinde istismar edilen kişide çaresizlik hissi uyandırır. Döngünün fark edilmesi ve önlenmesi çok önemlidir çünkü travmatik bağlanma tam da bu noktada gerçekleşir.

Öğrenilmiş çaresizlik, bilişsel çarptırma ve duygusal bağımlılık da işin içine girer ve güç dengesizliği arttıkça bağlanma da artar.

İlişkilerde Stockholm Sendromu Nedir?

Bir insan kendine zarar veren bir ilişkiyi nasıl sürdürür?

Onu nasıl haklı bulur? Yanından nasıl ayrılmaz?

Bu gibi soruları çoğaltabiliriz ama her ilişkinin dinamiği, tarafların verdiği duygusal ve psikolojik tepkiler farklıdır. Bu, olumsuzlukları haklı çıkarmaz ama anlamamızı sağlar. Aslında açıkça yaşanan bir “Stockholm sendromu”dur.

Yani, kurban dış dünya ile bağını koparır ve onu esir alan kişiye karşı duygusal bağımlılık geliştirir. O kişinin yaptığı küçük iyilikleri gözünde büyütür ve eylemlerini aklar. Kurulan bağ ilişki isteğinin değil, maruz kalınan şiddetinin olumsuz bir sonucudur. Psikologlar bunun yukarıda bahsettiğimiz travmatik bağlanma kaynaklı olduğunu söylüyor.

Kurban eden kişi ise karşı taraftan itaat bekler. Saygı ve minnet görmek ister çünkü bu onun vicdanını rahatlatacaktır. Kurbanı yaşadıklarına gönüllü hale getirmeye çalışır.

Nedenleri Nelerdir?

Uzmanlar bu durumun aşağıda belirtilen koşullar altında gelişebileceğine inanıyor:

  • Rehin alınan kişinin kişilik tipi ve kişisel geçmişi
  • Patron veya ebeveynler gibi otorite figürleri tarafından onaylanma ihtiyacı
  • Kurbanın, kendisini kaçıranla ya da istismar edenle geçirdiği süre
  • Uzun süre duygusal bir yükün altında olmak
  • Kişinin hayatına yönelik tehditler gerçekleştirilmediğinde (örneğin, sahte infazlar)
  • Rehineler insanlıktan çıkarılmadığında, temel ihtiyaçları karşılandığında ve onlara iyi davranıldığında

Gündelik Hayatta Stockholm Sendromu

Hepimiz gündelik yaşamın içinde türlü duygusal ve psikolojik baskılara maruz kalabiliriz. İşçi-işveren, öğrenci-öğretmen, çocuk- ebeveyn hatta arkadaşlar arasında bile olumsuz duygusal bağlar gelişebilir.

Ancak bu sendrom günlük akışı ciddi anlamda bozacak travmatik bir olaya maruz kalındığında gerçekleşir.

Kişiler, fiziksel ve psikolojik varlıklarını sürdürebilmek için travmaya ve istismarcıya boyun eğebilirler. Bunun bir tür savunma mekanizması olduğundan bahsetmiştik. Verilen tepkiler normal olmayabilir. Ancak unutmamak gerekir ki anormal duruma verilen anormal tepkiler son derece normaldir.

O halde bizi ciddi bir travmaya taşımadan gündelik hayatın içinde yaşadığımız streslere karşı önlemler almalıyız. Örneğin iş yerinde bir kurban psikolojisine girdiğimizi hissettiğimiz an mümkün olduğunca ilişkilerimizi mesafeli bir şekilde düzenlemeli. Hatta en kısa sürede iş değişikliğine gitmeliyiz.

: Lima Sendromu

Lima sendromu, tutsak eden veya taciz eden kişinin, kurbanla olumlu bir bağ geliştirdiği psikolojik bir tepkidir. Stockholm sendromunun tam tersi olduğu söylenebilir.

Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

1996 yılının Aralık ayında Peru’nun başkenti Lima şehrinde yaşanan bir krizden almıştır. Japon büyükelçisi tarafından düzenlenen bir davette birçok diplomat, iş insanı ve asker 4 ay boyunca militanlar tarafından rehin alınmıştır.

Bu süre boyunca militanlar rehin aldıkları kişilere çok pozitif yaklaşmış ve ihtiyaçlarını karşılaşmışlardır. Hatta büyük bir kısmını serbest bırakmışlardır. Yani esir alan kişi rehineye karşı empati ve sempati duymaya başlamıştır.

Aslında bu sırada hissettikleri duygular şunlardır:

  • Bir tutsakla özdeşleşmeye başlamak
  • Esir alınan kişiye bağlanma, düşkünlük ve hatta şefkat duyguları geliştirmek

Medyada Örnekleri

Stockholm sendromu pek çok filme konu olmuş ve etkisini uzun süre korumuştur.

İşte onların birkaçı:

  • Mavi Boncuk- 1975

Yeşilçam’ın en sevdiğimiz, en samimi filmlerin biri olan; Ertem Eğilmez’in yönettiği Mavi Boncuk, aslında bu sendromun örneklerinden biridir.

Zamanın eskitemediği bu eski filme hiç böyle bir gözle bakmamıştık belki de! Zihinlerimizde her zaman karakterlerin sıcaklığı ve yüreklerindeki iyi niyet kalmıştı ama durum aslında çok başka.

Emel Sayın’ı kaçıran Baba Yaşar, Yakışıklı Necmi, Şeker Kamil, Kanuni Süleyman, Mıstık ve Kaymakam Cafer, rehinenin her isteğini yerine getirir. Ona iyi davranırlar. Zamanla rehine ve kaçıranlar arasında bir dostluk gelişir ve hatta rehine içlerinden birine âşık olur. İşte tam da bu noktada Stockholm sendromunu adım adım izlemiş oluruz. Fakat filmde karakterler iyi kimseler olarak aktarıldıklarından bu durum izleyici tarafından fark edilmez.  

  • A Life Less Ordinary- 1997

İşini kaybeden Robert, patronun kızını kaçırır. Onları birbirine aşık etmekle görevlendirilen iki melek bu sendromun oluşmasına zemin hazırlar.

  • Átame! – 1989
  • Môjû- 1969
  • Il portiere di notte– 1974
  • Patty Hearst – 1988
  • Buffalo’66 – 1998
  • The Last Samurai – 2003

Nasıl Tedavi Edilir?

 

Kesin ve tek bir tedavi yöntemi yoktur. Psikologlar ve psikoterapistler, ne olduğunu, neden olduğunu ve nasıl ilerleyebileceğinizi anlamanıza yardımcı olacak sağlıklı başa çıkma mekanizmalarını ve yanıt araçlarını öğretebilir. Olumlu duyguları yeniden hissettirmek, olanların sizin hatanız olmadığını anlamanıza yardımcı olabilirler.

Bunun yanı sıra, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete ve depresyon gibi Stockholm sendromuna bağlı gelişebilecek hastalıkların tedavisini sağlayabilirler. Böylece tedaviden daha hızlı sonuç alınabilir.

Bunun yanı sıra, güvenliğin sağlanması, hayatla olan bağın yeniden kurulması ve olumlu bir şekilde geliştirilmesi en büyük yardımcı etkenler arasındadır. Dahası, empati, sempati ve dayanışma grupları da tedaviden alınan verimi arttıracaktır.

Empati ve sempati olumlu duygular olsa da yaşamımız tehdit altındayken başka bir kılığa bürünebilirler. Ya da yanlış kişiye karşı geliştirdiğimiz bu duygular ruhsal sağlığımızı tehdit edebilirler.

Duyguların sağlıklı bir şekilde işlenmesi ve iyileştirilmesi gerekir.

Günümüz Toplumlarında Stockholm Sendromu

Stockholm sendromunun sadece kaçırılma ve rehin alınma gibi durumlarda gerçekleştiği düşünülse de aslında ortaya çıkabileceği pek çok farklı durum vardır.

Temelinde hayatta kalma içgüdüsü yatar. Yani kaçırıldığınızda ya da rehin alındığınızda günlük yaşamın normal endişelerini tamamen unutursunuz. İçten içe sizi kemiren duygu hayatta kalma isteği olur. Hayatta kalmanız ise sizi kaçıran kişinin iradesine bağlıdır. Bütünüyle onun elindesinizdir. Bu durum zorunlu bir bağımlılık duygusu yaratır. Böyle bir durumda ufacık bir hareketi bile kendinize karşı bir jest ve iyi niyet göstergesi zannedebilirsiniz. Bunun sonucunda ise sizi istismar eden kişiye duygusal olarak bağlanmaya başlarsınız.

Günümüzde ise en sık örneklerine sağlıksız ikili ilişkilerde, çocuk istismarlarında, şiddet gören kadınlarda ve tecavüz durumlarında rastlanır.

Sağlıksız İlişkiler

Özellikle günümüzde insanların birbirlerine sağlıksız bir şekilde bağlandıkları ilişkiler görürüz. Değer ve saygı görmediğimiz ilişkilerin içinde çakılıp kalabiliriz. Karşı tarafın yaptığı her hareketi “Aslında öyle değildir. Bu sebeple henüz bana dönmedi.” gibi pek çok bahane cümleleri ile örtbas etmeye çalışabiliriz. Bu travmatik bağlanmanın birçok sebebi vardır, örneğin, yalnız kalmaktan ve reddedilmekten korkmak en temeldeki iki duygudur. Aslında böyle bir durumda kendi varlığımızı inşa etmeye çalışırız. Ne yazık ki bu nedenle cinsel, fiziksel, duygusal istismarın yanı sıra ensest bağlar da yıllarca sürebilir.

Çocuk İstismarı

İstismarcılar kurbanlarını sık sık zarar vermekle, hatta ölümle tehdit ederler. Hele ki böyle bir durum bir çocuğa uygulandığında olanca savunmasızlığıyla istismarcıya karşı koyması pek de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle çocuk mağdurlar, itaatkâr davranarak istismarcılarını üzmekten, sinirlendirmekten kaçınmaya çalışacaktır. Bu onların savunma mekanizmasıdır çünkü zarar görmek istemezler, korku ve endişe içinde kıvranırken sadece itaat edebilirler.  Dahası istismarcılar gerçek bir duygu olarak algılanabilecek bir nezaket gösterebilirler. Bu, çocuğun kafasını daha da karıştırabilir ve ilişkinin olumsuz doğasını anlamamalarına yol açabilir.

Seks Ticareti

Seks ticareti Stockholm sendromun en sık görünebileceği durumlardan birisidir. Ciddi travmatik bağlar geliştirilebilir. Böyle bir durumda kişiler genellikle en temel ihtiyaçlarını karşılamak için bile (su, yemek, tuvalet) istismarcıya yoğun bir şekilde bağlanabilirler. İstismarcı en temel yaşamsal fonksiyonlarını bile sağladığında onlara duydukları güven ve sempati artar. Ne yazık ki kendilerini koruma dürtüsü, misilleme korkusu gibi yoğun hislerle başa çıkma zorunda kaldıklarından polis ile işbirliği yapmaktan bile kaçınırlar.

Spor Koçluğu

Başlık sizi şaşırttı mı?

Spor insanların becerilerini geliştirebilecekleri, olumlu sosyal ilişkiler kurdukları bir aktivite iken nasıl olur da Stockholm sendromuna dönüşebilir değil mi?

Maalesef bu ilişkilerin bazıları sonunda çok olumsuz bir bağa dönüşebilir. Sporcular, koçlarının kendileri için en iyisini istediğine kendilerini ikna ederek duygusal istismara katlanabilir ve kendilerini acı verici antrenmanlara veya aşırı koşullara maruz bırakabilirler.

Ayrıca koçlarının yapması gereken sıkı çalışmaya da sempati duyabilirler. Veya kötü bir muameleyi, istismarın iyi bir eğitim olduğuna kendilerini inandırarak hoş karşılayabilirler.

Tüm İstismar Mağdurları Stockholm Sendromu Mu Yaşıyor?

Hayır.

İstismara uğrayan her insan Stockholm sendromu yaşamaz. Neden herkeste görülmediği ya da görüldüğü, kişilerdeki özel nedenleri ise hala araştırma konusudur.

Stresle başa çıkmanın psikolojik bir tepkisi olduğundan bahsetmiştik. Gelişiminde ise 4 temel duygu aktif rol oynar:

  1. Dış dünya ile bağın kesilmesi
  2. Yaşama karşı algılanan bir tehdit varlığı
  3. Bulunan ortamdan kaçamayacağı algısı
  4. İstismarcıdan gördüğü nezaket ve bununla gelişen sempati duygusu

Sanıyoruz ki bu konu hakkındaki en ilginç teorilerden biri ise psikolog Dee Gram’ın yaklaşımıdır. Graham’a göre ataerkil toplumlardaki bütün kadınlar Stockholm sendromu yaşamaktadır. Hatta bu fikir ile yazdığı kitap çok satmış ve fikir giderek yaygınlaşmıştır. Ancak pek çok psikolog tarafından kabul görmez ve genellikle Stockholm sendromu üzerine araştırma yapıldığında kadın-erkek ilişkileri temel alınarak açıklamalar yapılabilir.

Uzun Lafın Kısası

Stockholm sendromu son derece ilgi çekici bir konu olmuştur. Savunma mekanizmamızın öngöremeyeceğimiz şekilde çalışması ve bulunduğumuz yerden baktığımızda insanın kendine zarar veren birine böylesine bağlanması oldukça ürkütücüdür.

Ancak Stockholm sendromu bir akıl sağlığı teşhisi değildir.

Daha önce de bahsettiğimiz gibi bu bir savunma mekanizmasıdır. Bu yüzden özellikle istismar mağdurları, şiddet ve seks ticaretine maruz kalan kimseler, terör kurbanları ve ensest ilişki geliştiren insanlar büyük bir risk altındadır.

Uygun tedavi yöntemleri iyileşme sürecini elbette ki en doğru şekilde hızlandıracaktır. Fakat bu süreç uzun ve zorlayıcı olabilir. Bu nedenle öncelikle alanında uzman bir psikolog ile işbirliği içinde olmak gerekir. Bununla birlikte sabırlı ve kontrollü olmak da tedavi sürecine katkı sağlayacaktır.

Stockholm sendromunun etkileri çok ağır ama çözümsüz değil!




200'den fazla uzman psikolog arasından sana en uygun psikolog ile istediğin yerden 7-24 online terapiye başlamak için hemen uygulamayı indir!